|
| |||
KIŞ SONRASI İKİLEMİ
Soğuk ve çıplak bir kışın ardından, sıkça yaşadığımız doğal afetlerle insanoğluna sınırlarını hatırlatan tabiat, ilk cemrenin düştüğü bu günlerde havaların sıcak gitmesiyle birlikte, rutin uyanışına başladı. Ağaçların dallarında fışkırırcasına çoğalan, karamsar kış aylarından sonra moral aşılayan rengarenk tomurcukları yeniden görmek yeniden kısmet oldu. Doğa gerçekten tuhaf bir uyum içinde varlığını sürdürüyor. Örneğin belli bir ortamdaki böcek popülasyonundaki artış, bir bitki türünü tehdit ederse, o böceğin çoğalmasının önüne geçecek dengeleyici bir unsur devreye giriveriyor. Bu kez bu unsur - örneğimizi izlemeye devam edersek, böceğin çoğalmasını onu yemek suretiyle engelleyen kemirgenler- çoğalırsa, başka yırtıcılar devreye girerek durumu dengeliyor. Doğal seleksiyonun binlerce yıllık emeğinin ardından, dışarıdan müdahale edilmemesi durumunda sonsuza kadar varlığını sürdürecekmiş gibi görünen bir denge durumu ortaya çıkmış. *** İnsanoğlunun işlerinde bu durumun tam tersini gözlemek mümkün… 18. Yüzyılda sanayi devriminin ardından doğaya hükmetme çabasında bir önceki yüzyıla göre hayal edilemeyecek bir mesafeye ulaşan insan, tam başarıya (kendi türü dışında tüm doğanın yok olmasına başarı denilebilirse) ulaşacağını düşünürken, aniden tüm çabalarının doğa ile uyumlu olması halinde anlamlı olacağını anlamaya başladı. İnsanoğlunun ürettiği şeyler ile doğanın ürettikleri açıkça çatışma halinde denilse yeridir. Bir makine icat ederiz, onu çalıştırmak için enerjiye, dolayısıyla yakıta ihtiyaç duyarız. Doğanın milyonlarca yılda ürettiği nesneleri (kömür, demir, petrol) kullanarak makineyi çalıştırdığımızda, çevre ve kendi sağlığımız üzerindeki olumsuz etkilerinden kaçınmanın yollarını aramamız gerekir. Hava kirliliği yaratan makinenin bu etkisinden kurtulmak için filtreler icat ederiz, o filtreleri içine koyacağımız makineler yaparız. Onları elektrik dediğimiz şeyle çalıştırırız ve elektriği de yine doğada bir eksilme ve kirlilik yaratacak şekilde –kömürle veya doğalgazla çalışan termik santraller, nükleer santraller aracılığıyla- üretiriz. Doğada bu döngüyü sağlamamıza yarayan kaynaklar bittiğinde yerine başka şeyler ikame etmeye çalışırız. Nedense her denediğimizde biraz daha çıkmaza sürüklenir, ne yaparsak yapalım en başta olduğumuzdan daha mutlu olmayı başaramayız. *** Bahar geldiğinde ağaçlarla birlikte uyanacak olan yaban hayatının yeni bir üreme periyoduna girdiğini gözlemlemek, artık sadece şanslı, küçük bir azınlığın ayrıcalığı haline geldi. Modern zamanların üretim ve tüketim çarklarının birimi haline gelmiş, birbiriyle, en kötüsü kendisiyle yabancılaşmış insanoğlundan daha mutsuz bir biyolojik yapı olmadığını, doğanın uyanış anlarında daha iyi algılamak mümkündür. Kemireceği bir dal parçası bulan bir köstebeğin, yavrusu ile oynayan bir boz ayının, yumurtasını mercan resifinin güvenli bir noktasına bırakan balığın hayatında yüzlerce, belki de binlerce nesil boyunca yaşamlarının şekli ve standartları konusunda bir değişiklik olmamıştır. Yine de hep daha fazlasını isteyen, asla elindekiyle yetinmeyen türümüzün, onlardan daha mutlu bir hayat elde ettiğini düşünmek zor! 26.02.2010 11:11:30 Bu yazı 817 defa okunmuştur Yazara ait tüm yazılar için tıklayınız
YORUM EKLE
|
Şu anda 16 kişi online Toplam ziyaret : 88.634.769 ![]() ![]() Fikri KAPAN { KÖŞEMDEN }
TEBRİKLER..!Devamını oku » 21.04.2026 11:41:35 tarihinde yazıldı 6724 kez okundu Orhan AKYÜZ { ORHAN AKYÜZ’ÜN YARUMUYLA... }
DEV PROJE ÖDENEK BEKLİYOR AMA HALA ‘TIK’ YOK!Devamını oku » 4.06.2026 11:39:43 tarihinde yazıldı 812 kez okundu Prof. Dr. Yücel ÜSTÜNDAĞ { SAĞLIKLA }
Gaz, şişkinlik, karın ağrısı ve bağırsak bakterileri -SİBO nedir?Devamını oku » 30.05.2026 10:40:30 tarihinde yazıldı 1625 kez okundu TUĞBA ARSLAN TAMİRCİ { KALEMİMDEN }
ACI AMA GERÇEKDevamını oku » 3.03.2026 12:57:45 tarihinde yazıldı 15706 kez okundu | ||
